Aman agzimizin tadi bozulmasin Ali Riza Bey: öfke iyileştirir

Toplum, kadınların öfkesine hazır değildir.
Ya da daha doğru bir ifadeyle, kadınların öfkelenmeye hakkı olduğuna inanmaz. Kadın öfkelendiğinde bu ya “histeri”ye ya da “aşırı hassasiyet”e indirgenir. Öfke üzerine pek çok çalışma, onlarca teoriyle karşımıza çıkar; hemen hepsi — ergenlik döneminde cinsiyet belirtmemekle birlikte — aslında erkek öfkesiyle ilintilidir. Öfkenin olası mekanizmalarını açıklamaya çalışırken, çoğunlukla yıkıcı, kimi zaman ilerletici olarak tanımlarlar; ama her durumda, baş edilmesi gereken bir duygu olarak görür ve toplumsallığın törpülemesi gereken bir ruh hâli olarak tarif ederler.

Ancak dikkat: Öfke, erkeklere ait bir duygudur.
Bir kadının öfkelenmesi ise beklenti dışı bir durumdur. Bu yüzden çoğu zaman “o kadın”ın histerisine dayandırılır. Daha iyi bir ihtimalle, kadınların da öfke yaşayabileceği kabul edilir; ne de olsa kadınlar “aşırı hassastır”. Toplumsallaşmayla birlikte kadınların geride bırakması gereken şey ise kuşkusuz bu aşırı hassasiyet ve dolayısıyla öfkedir.
Ama iyi haber (!) şudur: “Öfkemiz” hoş görülmüştür.

Oysa öfke, çoğunlukla yalnızca bir tepki değil; bir sezgi biçimidir:
Bir eşitsizliği fark etme, bir adaletsizliği sezme, bir sınır ihlalini tanıma halidir.

Kırılgan erkek egosu için eşitsizlikler ve adaletsizlikler çoktur, sınırlar ise fazla dardır.
Fikrinin kabul edilmemesi, özgürlüğünün herhangi bir nedenle kısıtlanması, kurallar, yasaklar… Hele söz konusu kadınlarla ilişkiler olduğunda: itaat edilmemesi, hizmetlerinin ve dolayısıyla konforunun sağlanmaması, cinsellik yaşamanın reddedilmesi… Bunların hepsi birer “haksızlıktır” ona göre.
Öfke doğar ve hedefini bulur: hemcinsleriyle kavgaya tutuşur, kadınları itaate zorlar.

Feminist özne içinse bu sezgi, bir politik uyanışın ilk adımıdır.
Haksızlığa uğradığını fark eden özne öfkelenir.
Ancak iki ön koşul aynı anda gerekir:

  1. Özne olduğunu fark etmek,
  2. Uğradığın haksızlığı tanımlayabilmek.

Patriyarkal sistem, kadınlara “yumuşak başlı” olmayı uygun görür.
Oysa yumuşak başlılık, çoğu zaman ifade edilmeyen duygular demektir.
Evet, sistem kendine biçilen rolü coşkuyla kabullenen kadınları arzular.
Hatta sistem, kadınların zaten arzuladığı bu “uygun” durumun, o arzunun gerçekleşeceği koşulları yaratma görevini ise erkeklere yükler.

Ama yalnızca “adam gibi adam” olanlara.
“Uysal” erkekler, cinsel hazzın bedelini evlilik ve geçim sorumluluğuyla ödemek zorundayken; “gerçek erkek”ler hazzı alır, hesabı ödemeden sofrayı terk eder.
Sofrayı ise kuran kaldırır.
Eh, o da sofrayı kurmasaydı?

Oysa ki:

  1. Kadın, gerçekten sofrayı kurmaktan hoşlanıyor olabilir (özgür irade dedik, evet).
  2. Sofrayı kurmak artık zamanın ruhudur. Öteki türlüsü “ezikliktir” (rıza inşa edilmiştir).

Her dönem, özü aynı kalmakla birlikte, cinsiyetlere farklı görevler yüklemeye devam eder.
Kadının öfkeyle kendini ifade etmesi ise hem sistemin hem de çevresindeki ilişkilerin dengesini sarsar. Çünkü öfke bir tür itirazdır.
Mevcut düzenin “doğal” saydığı şeylere yönelik açık bir sorgudur.

Kadınlar ne zaman öfkeleniyorsa, orada bir eşitsizlik, bir ihlal, bir değersizleştirme vardır.
Bu nedenle feminist öfke, bastırılması gereken değil; izlenmesi gereken bir işarettir.

Kimi zaman öfkemiz, hayatta görünüşte önemsiz ama aslında birikmiş birçok ihlalin ifadesidir.
Birinin size sürekli “şaka” yapıp sizi küçümsediğini düşünün.
Bu şakalar altında ezildiğinizi fark ettiğiniz o an içinizde yükselen öfke, sınırlarınızın ihlal edildiğinin göstergesidir.

Öfkelenememekse, çoğu zaman gerçeği söylemenin yaratacağı gerginlikten, kopuştan, dışlanmaktan korkmakla ilgilidir.

Ama öfke, bir yön belirleyebilir.
Sizi bir kopuşa, bir dönüşüme, bir örgütlenmeye hatta politik bir hatta taşıyabilir.

Feminist öfke bir düşman değil; bir kılavuzdur.

tatlituzlu

Bu dunyayi ciddiye almak icin fazla neseli ve ofkeli.. Alacakli.. Dikkat, huzur bozabilir, sonra agzimizin tadi kacmasin

Bir yanıt yazın